11 Temmuz 2014 Cuma

Teslisin Tevrat kaynaklı olduğunu iddia eden Hristiyanlar yanılıyorlar

musevi_cocuklar
Tevrat'ta çeşitli yerlerde, Allah'ın oğlu ifadesi ve bazı yerlerde de Allah'ın Kendi Zatı için kullandığı "Biz" ifadesi yer almaktadır. Hristiyanların bir bölümü söz konusu ifadeleri teslis inancının kaynağı olarak kabul ederler. Oysa bu konuda ciddi bir hataya düşmektedirler.

1. İbranice dilinde Allah'ın isimlerinden birisi "Elohim"dir. İbranicede genellikle son kısımdaki 'im' eki çoğul ifade etmek için kullanılabilir ('bayit' ev, 'batim' evler demek olduğu gibi). Elohim ismindeki "im" eki nedeniyle bir kısım Hristiyanlar burada Allah'ın isminin çoğul olarak geçtiğini düşünmüşler ve Tevrat'a göre İsrailoğulları'nın üçleme inancına sahip olduklarını iddia etmişlerdir. Fakat İbranice'de tek bir nesne ya da kavram ifade eden, fakat sonu 'im' ile biten birçok kelime bulunmaktadır: "Panim" yüz, "Shamayim" gökyüzü ya da gökler, "Rahamim" merhamet ya da acıma, "Mayim" su, "Pnim" iç demektir ve birçok buna benzer kelime vardır. Bu nedenle Tevrat'ta buna dayanarak üçleme olduğunu iddia etmek tamamen cehalete dayanır.
Zaten İbranice'de nesnenin çoğul ve tekil olması durumuna göre fiil farklılaşmaktadır. Dolayısıyla fiile bakarak, cümlenin tekil şahsa mı yoksa çoğula mı işaret ettiği rahatça anlaşılır. Eğer Elohim kelimesi, bir kısım Hristiyanların iddia ettiği gibi çoğul anlamına geliyor olsaydı o zaman İbranice olarak "Vayomru Elohim" (ilahlar dedi ki) şeklinde olması gerekirdi. Fakat tüm Tevrat pasajlarında bu ifade "Vayomer Elohim" (Allah dedi ki) şeklinde geçmektedir.

2. Aynı durum, İbrani İncili'nde, Allah'ın bir başka ismi için de geçerlidir. "Adonai" kelimesini bazı Hristiyanlar yanlış telaffuz ederler. Bu aslında 'Benim Efendilerim' anlamına gelir. Fakat bu İbranice'deki doğru telaffuzu değildir. İbranice'de bu kelime, "Adonoy" şeklinde okunur ve bu ifade kesinlikle çoğul anlam ifade etmez. 

3. Hristiyanlar Tevrat'ın Yaratılış bölümünde geçen şu sözleri, üçün birliği iddiasına delil getirmeye çalışırlar:

Tanrı, "İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım" dedi, "Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun." Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı. (Yaratılış, 1: 26-27)

kollu samdanTevrat bölümlerinden, Yaratılış 1: 26. sözde yer alan, Allah'ın Kendi Zatı için buyurduğu "insanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım" ifadesinin çoğul olmasını ve sonraki pasajda Allah'ın Kendi Zatından bu defa tekil olarak bahsetmesini, Hristiyanlar, üçlü birlik için önemli bir delil olarak sunmaya çalışırlar. Oysa bu olağanüstü derecede zorlama bir izahtır. Üçleme telkinlerinin etkisinde kalmamış herhangi bir insan hatta bir çocuk bile, buradaki çoğul ifadelerin Allah'ın kudretini ve büyüklüğünü vurgulamak için kullanılan özel bir anlatım ve hitab şekli olduğunu hemen anlayacaktır. Rabbimiz'in Kendi Zatı için kullandığı "Biz" ifadesi, üçleme veya üçlü birlik mantığını şiddetle lanetleyen Kuran'da da pek çok ayette geçmektedir:
Sizin aranızda ölümü takdir eden Biz'iz ve Bizim önümüze geçilmiş değildir. (Vakıa Suresi, 60)

4. Hristiyanlar, Tevrat'ta yer alan aşağıdaki pasajı da kendilerine göre yorumlarlar:
"Yaklaşın bana, dinleyin söyleyeceklerimi: Başlangıçtan beri açıkça konuştum, O zamandan bu yana oradayım." Egemen RAB şimdi beni ve Ruhu'nu gönderiyor. (Yeşeya, 48:16)

Söz konusu Tevrat pasajı, Hristiyanlar tarafından parantez içi zorlama açıklamalarla üçlemeye delil olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Bununla Hristiyanlar, üçlemedeki üç unsurun söz konusu pasajda geçtiğini iddia ederler. Oysa burada, Allah'ın oğlu ifadesi hiçbir şekilde geçmediği gibi, Kutsal Ruh olarak yorumlanan kısım ise, Allah'ın insana üfürmüş olduğu Kendi ruhudur. Allah insanı Kendi ruhundan yaratmış olduğunu Kuran'da da bildirir:
Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden (sülale'den), basbayağı bir sudan yapmıştır. Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 7-9)
Allah'ın ruhundan üflemesi, her insanın Allah'ın ruhunu taşıdığını ve hiçbir şeyin Allah'tan ayrı olmadığını gösterir. Bunun Hristiyanlar tarafından nasıl Kutsal Ruh olarak yorumlanmış olduğu ve burada Allah'ın oğlu çıkarımının nasıl yapılmış olduğu anlaşılabilmiş değildir.
5. Zebur'da (Tevrat'ın Mezmurlar bölümü) aşağıda belirtilen pasaj, bir kısım Hristiyanlar tarafından yanlış yorumlanmaktadır:
RAB'bin bildirisini ilan edeceğim: Bana, "Sen benim oğlumsun" dedi, "Bugün Ben sana baba oldum. Dile benden, miras olarak sana ulusları, mülk olarak yeryüzünün dört bucağını vereyim. ..." (Mezmurlar 2:7-8)
Tevrat'ın başka pasajlarında da belirtildiği gibi burada "oğul" olarak belirtilen kavram İsrail'dir. Allah'ın dindar İsrail halkına karşı koruyuculuğu bir teşbihle anlatılmaktadır. Bir babanın oğullarına karşı davranışları ve koruyuculuğu örnek verilmekte ve buradaki izah Allah'ın sevgili kulları anlamına gelmektedir.
6. Yine Tevrat'ta Daniel 7:13-14 bölümlerinde geçen "insanoğlu" nitelendirilmesi, İncil'deki yanlış nitelendirmeye uydurulmaya çalışılmış ve Hz. İsa (as) için iddia edilmiş olan tanrı vasfına işaret ettiği iddia edilmiştir. Oysa bu tamamen yanlış bir yorumlamadır:
"Gece görümlerimde insanoğluna benzer birinin göğün bulutlarıyla geldiğini gördüm. Eskiden beri var Olan'ın yanına doğru ilerledi, O'nun önüne getirildi. Ona egemenlik, yücelik ve krallık verildi. Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona tapındı. Egemenliği hiç bitmeyecek sonsuz bir egemenlik, krallığı hiç yıkılmayacak bir krallıktır." (Daniel, 7:13-14)

Burada kastedilen ölümlü bir insandır ve Tevrat alimlerinin ittifakla kabul ettikleri şekilde bahsedilen hakim Kral, ahir zamanda gelecek olan Kral Mesih yani Mehdi'dir. Kral Mesih, tüm uluslara hakim olacak, tüm haklar ve uluslar ondan razı olacaktır.

Şunun belirtilmesi gerekir ki Museviler, ne Hz. Musa (as) döneminde ne de sonrasında hiçbir zaman söz konusu Tevrat pasajlarını üçleme mantığında değerlendirmemişlerdir. Tevrat ilk indirildiği tarihlerde de bu kavramlar hiçbir zaman üçleme manasında anlaşılmamıştır. Museviler, Tevrat'da geçen bu yöndeki ifadelerin gerçek ve derin anlamını çok iyi bilirler, bunu üçleme manasında kullanmaktan Allah'a sığınırlar. Buradaki ifadeyi batıni olarak yorumlar ve Allah'ın kuluna olan sevgisini, koruyuculuğunu, yakınlığını vurguladığını anlayabilirler. Nitekim Museviler, bazı Hristiyanların düz tefsir ile Tevrat'tan pasajlara vermeye çalıştıkları yanlış anlamlara da karşı çıkmaktadırlar.

Söz konusu pasajları üçleme mantığında değerlendirmeye çalışan bazı Hristiyanlar, Tevrat'a da tabi olduklarından bu iddialarına Tevrat'tan da hüküm çıkarmaya çalışmaktadırlar. Oysa tüm Tevrat ve Zebur pasajlarında belirtilen, tek iman itikadi olan tevhid inancıdır. Nitekim İncil de, Tevrat'ı doğrulayıcı olarak bu tevhid inancını yüceltmektedir. Hristiyan kardeşlerimizin İncil'deki bu gerçeği mutlaka görmeleri gerekmektedir.

sinagog berlin

Berlin'de bir Sinagog Teslisçiler, teslis inancının temelde Tevrat kaynaklı olduğunu iddia ederler. Hristiyanlık inancı Eski Ahid'in de kabulünü gerektirdiği için, Tevrat'tan kendilerince delil çıkartmaya çalışır ve bir kısım Tevrat sözlerini olduğundan farklı yorumlarlar. Fakat Musevi din adamları, teslisçilerin yaptıkları bu zorlama açıklamaları daima reddetmişlerdir. Tevrat da, tıpkı İncil gibi teslis inancını kesin olarak reddeder.

Allah'ın Zatının İnsanda Zuhur Ettiği Fikrini Hristiyanların da İstememeleri Gerekir

Salih Hristiyanların bu konuda samimi davranmaları ve bir insana ilahlık atfetmenin Allah'ın adetullahıyla, Hz. İsa (as)'ın getirdiği Hristiyanlık diniyle, İncil ve Tevrat'ın hükümleri ile çeliştiğini; aynı zamanda akla ve mantığa aykırı olduğunu da anlamaları gerekmektedir. Gerçek ve hak İncil'e asırlar sonra eklenen böyle bir inancın ciddi bir tehlike olabileceğine ihtimal vermeleri ve bunun üzerinde derin düşünmeleri gerekmektedir. Allah'ın üstün vasıflarını bir insana yüklemeye çalışmanın ve acizliklerle yaratılmış olan bir insanı ilah olarak görmenin ve göstermenin nasıl bir anlamı ve faydası olabilir? Yüce Allah'ın buna kuşkusuz ki ihtiyacı yoktur. (Allah'ı tenzih ederiz.) Böyle bir yakıştırma, -çok defa hatırlattığımız gibi- ALLAH'IN KUDRETİNİ VE BÜYÜKLÜĞÜNÜ GEREĞİ GİBİ TAKDİR EDEMEMEK ANLAMINA GELİR.

Bütün bunların ötesinde Yüce Allah'ın yeryüzünde insan olarak Zatı ile zuhur etmesi gibi bir fikri, zaten Hristiyanların da istememesi gerekir. Bunu, Yüce Allah'ın şanına yakıştırmamaları gerekir. Allah'ın büyüklüğü, yüceliği, ululuğu, kudreti ve sonsuz gücü Hristiyanlar için bir nimettir. Sonsuz güç sahibi bir Allah'a inanmak mı daha güzeldir; yoksa uyuyan, yemek yiyen, ihtiyaç içinde olan bir insanı ilah edinmek mi? Elbette bunun cevabını tüm Hristiyanlar hemen göreceklerdir.
Allah'ın Kendi üstün Zatını insanlara tanıtmak için ölümlü ve ihtiyaç içinde olan bir varlıkta zuhur etmeye ihtiyacı yoktur. (Allah'ı tenzih ederiz) Hristiyan kardeşlerimizin İncil'e de Tevrat'a da akılcı bakmaları ve bütün bunları Allah'ın şanına uygun şekilde değerlendirmeleri gerekmektedir.
Hz. İsa (as)'ın insani vasıflara sahip olması, onun bir peygamber olarak elbette ki değerini düşürecek bir durum değildir. Hz. İsa (as), Yüce Rabbimiz'in değerli ve çok mübarek bir peygamberidir. Allah'ın Katında tüm diğer peygamberler gibi en yüksek ve en kutlu konumdadır. Allah'ın sevgili dostu, yüce elçisidir. Dolayısıyla onun bir insan olarak yaratılması, onun değerine, önemine ve peygamber olarak yüceliğine elbette ki bir zarar getirmeyecektir.

Önemli olan şey, Allah'a -bir ve tek olan Yaratıcımıza- iman etmektir. Allah insanlardan Kendisi'ne şirk koşmadan iman ve kulluk etmelerini ister. İnsanların kulluk edebilmeleri için Allah'ın yeryüzünde bir insan olarak zuhur etmesine ihtiyaç yoktur. Hristiyan kardeşlerimizin, eğer gerçekten samimi bir bakış açısı ile bu konuya yaklaşmak istiyorlarsa, şu soruyu kendilerine yöneltmeleri gerekmektedir:
Allah'ın, Hz. İsa (as)'da Zatı olarak tecelli etmemesi Yüce Allah'ın vasıflarından neyi kaybettirir? (Allah'ı tenzih ederiz)
İnsanda Allah'ın Zatı olarak tecelli etmemesi, Allah'ın vasıflarını, üstünlüğünü, güzelliğini eksilten bir şey değildir. Bilakis bu, Allah'ın güzelliğine güzellik katar, O'nun üstün vasıflarının daha iyi ve gereği gibi anlaşılmasını sağlar. Ölümlü, uyuyan, yemek yiyen, acizlikler ve ihtiyaçlar içinde olan bir insana Allah'ın Zatı olarak tecelli yakıştırması yaptıktan sonra, Allah'ın üstün vasıflarını gereği gibi takdir edebilmek nasıl mümkün olabilir? Elbette ki böyle birşey mümkün olmamaktadır.


İncil, Üçleme İnancını Reddeder İncil'de Allah'ın Birliğini ve ŞirkKoşmamayı Haber Veren Pasajlar

Onların tartışmalarını dinleyen ve İsa'nın onlara güzel yanıt verdiğini gören bir din bilgini yaklaşıp ona, "Buyrukların en önemlisi hangisidir?" diye sordu. İsa şöyle karşılık verdi: "[Allah'ın buyruklarının] en önemlisi şudur: 'Dinle, ey İsrail! Allah'ımız Rab tek Rab'dir… Din bilgini İsa'ya, "İyi söyledin, öğretmenim" dedi. "'Allah tektir ve O'ndan başkası yoktur' demekle doğruyu söyledin." (Markos, 12: 28-32)
... Allah birdir. (Pavlus'tan Galatyalılara Mektup, 3: 20)
... Rab birdir. Çeşitli etkinlikler vardır, ama herkeste hepsini etkin kılan aynı Allah'tır. (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 12: 5-6)
Tek bir Allah vardır... (Pavlus'tan Timoteos'a 1. Mektup, 2: 5)
İsa ona şöyle karşılık verdi: "... Allah'ın Rab'be tapacak, yalnız O'na kulluk edeceksin" diye yazılmıştır. (Matta, 4: 10)
Kurtarıcımız Tek Allah'a yücelik olsun... (Yahuda'nın Mektubu, 1: 24)
Sen Allah'ın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve [Allah korkusuyla] titriyorlar! (Yakup'un Mektubu, 2: 19)
Sonsuz çağların Hükümranı, ölümsüz, göze görünmez tek Allah'a çağlar çağı onur ve yücelik olsun. (Pavlus'tan Timoteos'a 1. Mektup, 1: 17)
Birbirinizi yücelten ve tek olan Allah'tan gelen yüceliği aramayan sizler, bana nasıl iman edebilirsiniz? (Yuhanna, 5:44)
İsa yola çıkarken, biri koşarak yanına geldi. Önünde diz çöküp ona, "İyi öğretmenim, sonsuz yaşama kavuşmak için ne yapmalıyım?" diye sordu. İsa ona, "... iyi olan tek biri var, O da Allah'tır." (Markos, 10: 17-18)
... Biliyoruz ki put, dünyada gerçekte var olmayan bir şeydir ve birden fazla ilah yoktur... Bizim için tek Allah vardır: Herşeyin Kendisi'nden oluştuğu Allah. Bizler de O'nun için yaşamaktayız... (Pavlus'tan Korintlililere 1. Mektup, 8: 4-6)
... Bir tek Allah'ınız var... (Matta, 23: 9)
İsa, "Bana neden iyilik hakkında soru soruyorsun?" dedi. "İyi olan yalnız biri var. Yaşama kavuşmak istiyorsan, O'nun [Allah'ın] buyruklarını yerine getir." (Matta, 19: 17)
Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da... [Allah'ı tenzih ederiz] bizim için tek bir Allah vardır. O herşeyin kaynağıdır, bizler O'nun için yaşıyoruz. (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 8:5)
... Rab bir, iman bir... Herşeyden üstün, herşeyle ve herşeyde olan herkesin Allah'ı... birdir. (Pavlustan Efeslilere Mektup, 4: 4-6)
Her evin bir yapıcısı vardır, herşeyin yapıcısı ise Allah'tır. (İbranilere Mektup, 3:4)

3. BÖLÜM Var Olan Her Şey Allah'ın Tecellisidir

Önemli Bir Sır: Beynimizin İçindeki Görüntünün Dışında Hiç Bir Şeyle Muhatap Olamayız

Dünyada insanların çok büyük bir bölümü, önemli bir gerçeğin farkında olmadan yaşar. İnsanların tüm hayatlarını, dünya hayatına ve ahirete bakış açılarını köklü şekilde değiştirecek bu sır, sadece beynimizin içinde yaşadığımız gerçeğidir. Diğer bir deyişle, hiç kimse kendisine beyninin içinde ruhuna izlettirilen dünyadan dışarı çıkamaz, dışarıda var olan maddenin aslıyla muhatap olamaz.
Bu şöyle açıklanabilir: Bize dış dünyadan görüntü olarak ulaşan bilgiler, yalnızca bir miktar ışıktır. Eğer bir elmanın görüntüsünü görüyor, kokusunu hissediyor, tadını alabiliyor ve ona elimizle dokunabiliyorsak, bunların tümü bize bir ışık demeti ile gelir. Bir başka deyişle dışarıdaki elmadan, bize bu ışık demeti dışında gelen hiçbir şey yoktur. Elmanın kendisine asla ulaşamayız. Örneğin elmadan gözümüze ulaşan fotonlar, gözümüzde elektrik akımına dönüştürülür ve beynimize iletilen elektrik akımı orada bir elma görüntüsü olarak yorumlanır. Yine başka bir deyişle, beynimizde dışarıdakinden bağımsız apayrı bir görüntü meydana gelir ve biz sadece beynimizdeki bu elma ile muhatap oluruz. Dışarıdaki elma ile beynimizdekinin hiçbir bağlantısı yoktur. 

elmaBu, gördüğümüz, tattığımız, dokunduğumuz, kokladığımız ve duyduğumuz her şey için geçerlidir. Beynimizde oluşan görüntünün hiçbiri dışarıdaki görüntünün aslı değildir. DIŞARIDA MADDENİN KENDİSİ VARDIR, fakat bu maddenin aslı tamamen SAYDAM VE KARANLIKTIR. Dışarıdaki bu saydam ve karanlık maddeye herhangi bir şekilde ulaşabilmemiz ise imkansızdır. Bu, bilim adamlarının tespit ettiği ve ittifakla kabul edip ortaya koydukları bilimsel bir gerçektir. (Atomun içinde %99.9999 kadarlık bir boşluk olduğunun ve kuantum fiziği ile atomaltı parçacıklarının, parçacık özelliklerinin yanı sıra dalga özelliği de gösterdiklerinin ispatlanmasıyla dışarıdaki maddenin gerçek mahiyeti ve dışarıda ışık ve renk olmadığı ortaya çıkarılmıştır.
Burada şunu vurgulamak gerekir: Maddenin aslına hiçbir zaman ulaşamadığımız gerçeği, bilimsel olarak ispatlanan tartışmasız kesin bir sonuçtur; kimsenin özel bir inancı değildir. Bilim, tüm hayatımızın beynimizin içinde mükemmel bir detay ve netlik içinde yaratılmakta olduğunu, dışarıdaki dünyaya ise hiçbir zaman ulaşamayacağımızı, dışarıda var olan maddenin ise tamamen saydam olduğunu kanıtlamış bulunmaktadır.
İnsanların büyük bir kısmı, bu gerçeği ilmi olarak bilseler de, dışarıdaki dünya ile muhatap oldukları hissinden bir türlü kurtulamazlar. Görüntünün kesintisiz netliği ve kalitesi onları bu konu üzerinde düşünmekten alıkoyar. Bunun sebebi ise, beynimizde yaratılan ve yalnızca elektrik sinyallerinden oluşan görüntünün müthiş gerçekçi, olağanüstü canlılıkta, renkli, hareketli ve kusursuz olmasıdır. Bu elbette, tüm alemlerin Yaratıcısı olan, bir atomun içinde ve devasa uzayda hayranlık uyandıracak alemler yaratan, her şeyi kusursuz bir düzen ve olağanüstü güzellikte var etmeye kadir olan, Kendisi tüm güzelliklerin Sahibi ve tüm kusur ve eksikliklerden münezzeh Yüce Allah için çok kolaydır. Rabbimiz, her insanın zihninde, yalnızca ona ait ve detaylarda mükemmelliklerle donatılmış bir alemi var etmeye kadirdir.
Bu bilgi şu anlama gelir: Dışarıda uçsuz bucaksız zannettiğimiz gezegenler, Samanyolu, yıldızlar, Güneş, Dünya üzerindeki tüm insanlar, milyonlarca canlı türü, onların yaşamları, yerin altındakiler, hücreler, proteinler, atomlar ve atomun içindeki tüm diğer alemler, bunların her biri Allah'ın izniyle beynimizde mercimek büyüklüğünde bir alanın içinde yaratılmaktadır. Görüntünün yaratıldığı bu küçük zerre de aslında bizim için sadece bir görüntüdür Beynin içinde bu görüntüleri gören, bu hisleri algılayan ise ruhumuzdur. "Hayatımız" ya da "dış dünya" dediğimiz ise, aslında Allah'ın ruhumuza yaşattırdıkları, hissettirdikleridir.
Ruhun beyni de kulağı da yoktur, ama bunlara ihtiyaç olmadan beyne gelen sinyalleri hoşa giden bir müzik, bir sokak gürültüsü veya bir arkadaşınızın sesi olarak duyarsınız. Aynı şekilde ruhun gözü de yoktur, ama ruhumuz elektrik akımı olarak beyne gelen sinyalleri göze ihtiyaç olmadan zevk veren bir manzara ya da tanıdık bir sima olarak görür. Dolayısıyla dünya metafiziktir, kainat metafiziktir. İnsanlar bu gerçeği düşünmek istemeseler de, anlamazlıktan gelseler de, sadece ve sadece Allah'ın ruhlarına izlettirdiği dünya ile muhataptırlar ve -Allah dilemedikçe- bu dünyanın dışına kimse çıkamaz, aslı dışarıda var olan madde ile muhatap olamaz.

Beynimizdeki Dünyanın Tümü Allah'ın Tecellisidir, Hiçbir Şey İstisna Değildir

Her şeyin beynimizde yalnızca bir görüntü olarak yaratıldığı gerçeği, tecelli kavramını da daha iyi anlamamızı sağlar. Her şey bizim için bir görüntüden ibaret olduğuna, maddenin dışarıdaki aslı saydam ve karanlık olduğuna göre, zihnimizde yaratılan renkli, hareketli ve ışıklı görüntünün tümü mahiyet bakımından birbirinden farksızdır. Diğer bir deyişle bizim muhatap olduğumuz dünyaya ait herşey zihnimizde oluşan hayallerdir. Bizler, beynimizdeki bir ekranın içinde her biri birer hayal olan bu görüntüleri izleriz. Bu Allah'ın yarattığı kanundur. Allah'ın kanununa göre, MADDE DIŞARIDA VARDIR, ANCAK BİZİM bunun dışına çıkıp maddenin aslına ulaşmamız, beynimizdeki bu görüntülerin dışına çıkmamız mümkün değildir. 

Dolayısıyla "HER ŞEY"; beynimizin içinde gördüğümüz muhatap olduğumuz HER ŞEY Allah'ın tecellisidir. Tüm anneler ve babalar Allah'ın tecellileridir. Tüm çocuklar Allah'ın tecellileridir. Tüm kelebekler, kuşlar, ağaçlar, güller, meyveler Allah'ın tecellisidir. Gezegenler, güneşler, yıldızlar, devasa kainat Allah'ın tecellisidir. Allah, Hz. Musa (as)'a çalıdan seslendiğinde de, Allah çalıda tecelli etmiştir. Hiçbir şey istisna değildir. Çünkü her şey, dışarıda var olan maddenin beynimizde yaratılan görüntüsünün bir parçasıdır. Bu görüntünün içinde güzel insanlar, ailemiz, güzel evler, binalar, kuşlar, birbirinden ihtişamlı dağlar olduğu gibi metruk evler, izbe sokak araları, savaşlar, katliamlar, kavgalar, çirkinlikler, hastalıklar da vardır. Güzel şeyler nasıl bu görüntünün parçası ise, kötü şeyler de aynı görüntünün parçasıdır. Çünkü tümü bu dünya hayatını oluşturmak için beynimizde bir hayal olarak yaratılır ve dolayısıyla tümü Allah'ın yarattığı görüntüler yani tecellilerdir.

Bazı Hristiyanlar, maddenin yalnızca beynimizde bir görüntü olduğu gerçeğini bilmediklerinden veya tam kavramadıklarından, "Allah'ın dünyadaki tecellileri" ifadesini de yanlış yorumlamaktadırlar. Söz konusu Hristiyanlar, sadece Hz. İsa (as) Allah'ın tecellisidir diyerek, ona haşa ilahlık atfetmekte; diğer varlıkları ise haşa Allah'tan bağımsız tutmaktadırlar.

madde

Bizim beynimizdeki görüntülerin dışına çıkarak dışarıdaki maddenin aslına ulaşabilme imkanımız yoktur. Bizler, sadece bize seyrettirilen renkli ve hareketli dünyadaki görüntüleri izleriz. Dolayısıyla her şey, beynimizde bir hayal olarak yaratılır. Dolayısıyla bunların tümü Allah'ın yarattığı görüntüler ve tecellilerdir. Tecelli konusundaki bu açıklama, "Allah"ın tecellisi demek, Allah'n Zatı demektir" iddiasını ortadan kaldırır. Hz. İsa (as) da yalnızca Allah'ın güzel bir tecellisidir, fakat Allah'ın Zatı değildir.
Hz. İsa (as) elbette Allah'ın ruhunu taşımaktadır ve elbette Allah onda en Rahmani şekilde tecelli etmektedir. Fakat dünyada var olan hiçbir şey Allah'tan bağımsız değildir; hepsi Allah'ın eseri ve Allah'ın tecellisidir. Güzel, çirkin, iyi, kötü, kısacası herşey Allah'ın yaratmasıyla, Allah'ın izniyledir. Ancak bu konuda söz konusu Hristiyanlar Allah'ın tecellisi olmayı, Allah'ın Zatı şeklinde yanlış yorumlayarak önemli bir hataya düşmektedirler. Yalnızca Hz. İsa (as)'ın Allah'ın bir tecellisi olduğunu, yeryüzündeki başka varlıkların, özellikle kötülüklerin ve çirkinliklerin asla tecelli olarak kabul edilemeyeceğini iddia etmektedirler.
Allah'ın tecellisi demek, Allah'ın Zatı demek değildir. İnsanlar, hiçbir zaman Allah'ın Yüce Zatını göremezler, ama O'nun tecellileriyle sürekli muhataptırlar. Gördüğümüz her şey dışarıda var olan maddeye ait birer görüntüdür ve bu görüntü tek bir ekran içinde bütündür. Bizim için tüm dünya beynimizdeki bu görüntülerden ibarettir, çünkü biz dışarıdaki maddesel dünyanın aslıyla hiçbir zaman muhatap olamayız.Beynimizdeki bu kopya görüntüler ise Rabbimiz'den ayrı değildir (Allah'ı tenzih ederiz), ayrı olabilmesi mümkün değildir.Dolayısıyla Hz. İsa (as) da, tüm diğer varlıklar da aynı görüntünün parçasıdırlar ve tümü Allah'ın tecellileridir.
Yukarıda bilimsel olarak anlattığımız maddenin aslı konusu, Hristiyanların Hz. İsa (as)'a yönelik bu yanlış inançlarını tam anlamıyla ortadan kaldırmaktadır. Bunun için samimi Hristiyan kardeşlerimizin bu konu üzerinde detaylı düşünmeleri gerekmektedir. Anlattığımız bu gerçek, daha önce de belirttiğimiz gibi, bir yorum veya bir inanç şekli değildir. Bu, ispatlanmış, bilimsel bir gerçektir ve içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bunu inkar edecek tek bir bilim adamı yoktur. Bunu inkar etmek, dünyanın düz olduğu gibi anti bilimsel bir iddiayı savunmakla aynı şeydir. Dolayısıyla maddi dünyanın varlığını öne sürerek Hz. İsa (as)'a ilahlık atfetmeye çalışanlar, daha temelden çürütülmüş materyalizmin etkisi altında aldanmaktadırlar.
duyma koklama görme tatma dokunma

Koklama.                    Görme.                   Dokunma.                   İşitme.               Tatma

Hz. İsa (as); güçlü Allah korkusu ve sevgisi, üstün ahlakı, örnek tavrı, Rabbimiz'in kendisine bahşettiği mucizeleriyle elbette Allah'ın özel bir tecellisidir. Allah'ın çok sevgili bir kulu, Rahman isminin çok yoğun olarak tecelli ettiği kutlu bir peygamberidir. Bazı Hristiyanlar Allah'ın mübarek kulu ve peygamberi olan Hz. İsa (as)'ı, Rabbimiz'in tüm diğer tecellileri gibi bir tecelli olarak kabul ettiklerinde, ona ihanet edeceklerini ya da duydukları sevgiye zarar geleceğini düşünüyor olabilirler. Oysa Allah'ın kutlu Peygamberini haşa ilahlaştırmak kesinlikle bir sevgi ifadesi olamaz. Tam tersine bu, Allah sevgisini anlayamamaktan kaynaklanan ciddi bir yanılgıdır. Böyle bir anlayıştan Allah'a sığınmak gerekir. Sevgi, her şeyin Yaratıcısı ve Tek Sahibi olan Allah'a yöneltilir. Rabbimiz'in en mübarek tecellileri de işte bu yüzden çok sevilirler. Bizim Hz. İsa (as)'a olan sevgimiz, Allah'a olan sevgimizden kaynaklanan bir sevgidir. Allah'ı ne kadar çok seversek, Hz. İsa (as)'a sevgimiz de o kadar güçlenip büyüyecektir.
Hz. İsa (as)'ın Allah'ın yarattığı tüm tecelliler gibi bir tecelli olması, onun değerini elbette ki düşürmez. O, Allah'ın güzel ahlaklı ve salih bir kuludur, Rabbimiz'in seçtiği güzeller güzeli peygamberidir. Onu bu üstün vasfıyla, Allah rızası için sevmek, çok daha değerli ve güzeldir. Allah'ın razı olacağı, asıl gösterilmesi gereken ve doğru olan sevgi şekli de budur.

Allah Her Yerdedir

Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. (Kaf Suresi, 16)

Bazı Müslümanlar ve Hristiyanlar, ayette geçen "Biz ona şahdamarından daha yakınız" ifadesinin fiziksel değil, bir nevi manevi yakınlık olduğunu iddia ederek Allah'ın her yerde olduğu gerçeğine itiraz etmeye çalışırlar. Söz konusu Hristiyanlar kendi yanlış inançlarınca İslam'da "uzak bir Allah inancının" hakim olduğunu, Allah'ın (Haşa) erişilemez olduğunu iddia etmektedirler. Bu şekilde "Allah'ın oğlu" kavramına da kendilerince zemin bulmaya çalışmakta ve İslam'daki kendilerince "uzak" Allah inancı (Allah'ı tenzih ederiz) yerine, Hristiyanlıkta Allah'ın Hz. İsa (as) vesilesi ile kullarına ulaştığını iddia etmektedirler. Bu çok ciddi bir yanılgıdır ve Allah'ın Zatı ve Allah'ın tecellisi olma arasındaki farkı tam olarak kavrayamamaktan kaynaklanmaktadır.
köpek ve kadın

Bir deniz kıyısında çok fazla şey algılarız. Denizin kokusu, rüzgarin serinliği, dalgaların sesi, çakılların ıslaklığı, karşımızdaki ufkun uzaklığı vs. bütün bunlar gerçekte beynimizde yalnızca algı alarak yaratılan bir bütündür. Gerçekte bunların hiçbirinin dışarıdaki gerçekliklerine ulaşamayız. Yalnızca görüntüler vardır ve bu görüntülerin tümü Allah'ın tecellisidir. Dolayısıyla Allah bize elimizle hissettiğimizi sandığımız çakıl taşlarından bile daha yakındır.
Ayette geçen "Biz ona şahdamarından daha yakınız" ifadesi, manevi yakınlık olduğu gibi aynı zamanda fiziksel bir yakınlıktır. Daha önce açıkladığımız gibi, her şey beynimizdeki görüntünün bir parçası olduğuna ve tüm hayatımız beynimizde oluşan bu görüntülerin bir toplamı olduğuna göre, bizim bedenimiz, hücrelerimiz, sahip olduğumuz ve muhatap olduğumuz her şey yine birer görüntüdür ve dışarıda var olan maddeye ait tüm bu kopya görüntüler gibi onlar da Allah'ın birer tecellisidir. Dolayısıyla Allah bize, en yakınımızda olduğunu sandığımız kişiden bile daha yakındır. Bu, tam anlamıyla bir fiziksel yakınlıktır; çünkü Allah insanı içten, dıştan, her yönden çepeçevre kuşatmıştır.
Allah'ın Zatı elbette ki başkadır. Fakat Allah'ın tecellileri her yerdedir. Bir kişi bir odaya girse burada Allah yok dese, dinden çıkmış olur. "Her şey Allah'ın tecellisi fakat bu küçük kutu hariç" dese yine dinden çıkmış olur. Bu ifade ile kendince, sonsuz Allah'ın büyüklüğünü sınırlamakta, Allah'tan bağımsız başka varlıklar olduğunu iddia etmektedir. (Allah'ı tenzih ederiz) Allah'tan bağımsız gördüğü şey küçük bir kutu dahi olsa, Allah esirgesin farkında olmadan yine Allah'ın sonsuz büyüklüğünü inkar etmiş olur. Oysa sonsuz ve mutlak olan yalnızca Allah'tır. Dolayısıyla bir insan bir odaya girdiğinde, Allah'ın tecellileri o oda dahil gördüğü ve görmediği her yerdedir. Bir insan her nereye dönerse, Allah'ın tecellisi oradadır.
Allah'ın her yeri sarıp kuşattığı, her nereye dönersek Allah'ın orada olduğu gerçeği birçok Kuran ayeti ile bildirilmiştir. Bu ayetlerde geçen ifadeler muhkemdir. Örneğin Allah, Bakara Suresi'nin 255. ayetinde "... O'nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır...." diye bildirmektedir. Hud Suresinin 92. ayetinde ise, "... Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır." denilerek Allah'ın, insanları da yaptıklarını da kuşattığı bildirilmektedir.
Allah bu gerçeği İncil'de de çok açık olarak bildirmiştir:
Herşeyden önce var olan O'dur (Allah'tır) ve herşey varlığını O'nda sürdürmektedir. (Pavlus'tan Koloseslilere Mektup, 1:17)
Allah'ın görmediği hiçbir varlık yoktur. Kendisi'ne hesap vereceğimiz Allah'ın gözleri önünde herşey çıplak ve açıktır. (İbranilere Mektup, 4:13)
Yukarıda anlattığımız, dışarıda var olan maddenin gerçeğiyle asla muhatap olamayacağımız, bizim sadece beynimizdeki kopya görüntülerle, hayalle muhatap olduğumuz gerçeği tam olarak anlaşıldığında, Allah'ın her yerde ve tek mutlak varlık olduğu da tam olarak anlaşılabilecektir. Allah sadece göklerde değildir. Allah, her yeri sarıp kuşatandır. Bu bilgi bize Kuran aracılığı ile verilmektedir. Biz dua ettiğimizde Allah bizi her yerde her an duyar. Allah bize her yerde tecellileriyle Kendisini gösterir. Allah bizi sevendir ve bize en yakındır. Hiç kimse bize Allah'tan daha yakın değildir. Allah ile aramızda hiçbir mesafe yoktur. Maddenin dışarıdaki varlığı ile asla muhatap olmayacaklarını anlayan insanlar Allah'ın her an her yerde olduğunu, her an kendilerini gördüğünü ve işittiğini, her şeye şahit olduğunu ve kendilerine şah damarlarından daha yakın olduğunu, her dua edenin duasını işittiğini, dolayısıyla manevi ve fiziksel anlamda insana en yakın olanın yalnızca ve yalnızca Yüce Rabbimiz Allah olduğunu bütün açıklığı ile anlayacaklardır.
Bizler, zamana ve mekana bağlı olarak yaşayan varlıklar olduğumuz için Allah'ın gökleri, yeri ve tüm varlıkları sarıp kuşatmış olduğu gerçeğini gereği gibi kavrayamayabiliriz. Oysa Allah'ın sarıp kuşatması, bir insanı hücrelerine, atomlarına kadar sarıp kuşatması anlamına gelir. Hiçbir atom, Allah'tan bağımsız değildir. Her biri O'nun tecellisidir ve Allah onların tümünü bilir. Allah'ın olmadığı hiçbir yer yoktur.

Maddesel Bir Dünyaya Maddi Bir İlahın Gerektiği Yanılgısı

Yukarıda anlattığımız maddenin aslı konusunu bilmeyen veya gereği gibi anlayamayan bazı Hristiyanlar, Hz. İsa (as)'a ilahlık atfetmelerinin sebebini kimi zaman şöyle bir mantıkla açıklarlar: "Bizler birer maddesel varlık olduğumuz ve dünya da maddesel bir mekan olduğu için, bizim ve tüm dünyanın kurtuluşa ermesi için yine maddesel bir varlığa ihtiyaç var". Böyle bir iddia, Allah'ın her yerde ve her an bize en yakın olduğunu, dilediği zaman, dilediği şekilde, her kuluna ulaşabileceğini gereği gibi anlamamaktan ve maddenin gerçek mahiyetini bilmemekten kaynaklanan son derece yüzeysel bir çıkarımdır. Öncelikle bizim muhatap olduğumuz hiçbir şey madde değildir. Buna biz de dahiliz. Bizim asla aslına ulaşamayacağımız dışarıdaki madde de aslında bildiğimiz anlamda maddesel bir varlığa sahip değildir: Saydam ve karanlıktır. Biz, yalnızca beynimizde gördüğümüz, dışarıdaki varlıklarıyla asla muhatap olmadığımız kopya görüntülerden, yani hayallerden oluşan bir alemde yaşıyoruz. Beş duyularımızla dışarıdaki dünyaya ulaştığımızı sanıyoruz. Oysa her şey elektrik sinyallerinden ibaret. Beyne giden elektrik sinyallerinin tamamı kesilecek olsa maddesel dünya dediğimiz dünya da tümüyle yok olur. Özetle, bizim gördüğümüz dünyada, hiçbir şey maddesel varlık değildir. Dışarıda var olan her şey, sadece beynimizde algıladığımız kopya görüntülerden ibarettir. Dolayısıyla hayallerden oluşan böyle bir dünyada, [Haşa] maddi bir ilahın olması gerektiği fikri son derece mantık dışıdır. Beynimizdeki bu dünyada, maddi hiçbir şey yoktur.

ceylan

Doğu da Allah'ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115)
Söz konusu Hristiyanların iddia ettikleri şekilde Allah'ın bize ulaşması, sevgisini ve yakınlığını göstermesi için sadece tek bir insan üzerinde tecelli etmesi gerektiği iddiası; gerçekçi olmayan, hayali bir inanıştır. Allah'ın buna ihtiyacı yoktur, Yüce Rabbimiz her türlü eksiklikten münezzehtir . (Daha önce de belirttiğimiz gibi buradaki tecelli, Allah'ın Zatı anlamında kesinlikle değildir) Allah her yerdedir. Her an bizimle birliktedir. O, her şeyde tecelli eder.
Asıl Allah'ı kullarından uzak gören anlayış, üçleme inancındaki akla ve mantığa aykırı yorumlardır. Söz konusu Hristiyanlar, her şeyde ve her yerde tecelli eden, her yeri sarıp kuşatan ve kullarına her an en yakın olan Allah inancını bir kenara bırakıp; uzak bir Allah inancına sahip çıkmaktadırlar. Bu batıl inançta, Allah kendilerine öylesine uzaktır ki, ancak bir insan vesilesi ile kullarına ulaşabilmektedir (Allah'ı tenzih ederiz). Bu, Allah'ın tecelli olarak gönderdiği insan dışındaki tüm varlıkların Allah'ın dışında bir varlıkları olduğunu iddia etmektir, yani şirktir. Allah'a ortak koşmak, Allah'tan başka varlıklara bağımsız güç atfetmek, Allah'ın Katında büyük bir günahtır ve Allah'ı tanıyamamak, takdir edememektir.

ceylanlar

Allah, kullarına olan yakınlığını İncil'de de çok açık olarak bildirmiştir:
Siz onlara benzemeyin! Çünkü Allah'ınız nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O'ndan dilemeden önce bilir. (Matta, 6:8)
Allah'ın görmediği hiçbir varlık yoktur. Kendisi'ne hesap vereceğimiz Allah'ın gözleri önünde herşey çıplak ve açıktır. (İbranilere Mektup, 4:13)
[Allah Katında] Belli olmayacak gizli hiçbir şey yoktur, bilinmeyecek ve aydınlığa çıkmayacak saklı birşey yoktur. (Luka, 8:17)
... Yerde ve gökte, görünen ve görünmeyen herşey –tahtlar, egemenlikler, yönetimler, hükümranlıklar– O'nda yaratıldı. Herşey O'nun tarafından ve O'nun için yaratıldı. Herşeyden önce var olan O'dur ve herşey varlığını O'nda sürdürmektedir. (Pavlus'tan Koloselilere Mektup, 1:16-17)
Ama siz dua edeceğiniz zaman iç odanıza çekilip kapıyı örtün ve gizlide olan Allah'a dua edin. Gizlilik içinde yapılanı gören Allah sizi ödüllendirecektir. (Matta, 6:6)
Beş serçe iki meteliğe satılmıyor mu? Ama bunların bir teki bile Allah Katında unutulmuş değildir. Nitekim başınızdaki saçlar bile tek tek sayılıdır... (Luka, 12:6-7)
Yüce Allah Kuran'da ise şöyle bildirmiştir:
"... gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim." (Bakara Suresi, 33)

kuşlar
İncil pasajlarında ve Kuran ayetlerinde açıkça belirtildiği gibi Allah'a ulaşmak için bir insanın içinden samimi dua etmesi yeterlidir. Her nerede olursa olsun, Allah kişiyi mutlaka duyar, görür ve dilediği takdirde onun duasına icabet eder.
Dolayısıyla İslam'da uzak bir Allah inancı olduğunu iddia ederek üçleme inancına zemin hazırlamaya çalışan bir kısım Hristiyanlar büyük bir yanılgıya düşmüştür. Söz konusu kişiler, Yüce Allah'ın Bir ve Tek İlah olarak her şeyin Yaratıcısı ve her yeri ve her şeyi kuşatan olduğunu anladıklarında, maddenin aslını kavradıklarında asıl o zaman Allah'ın kendilerine ne kadar yakın olduğunu anlayabileceklerdir.
İçinde bulundukları üçleme yanılgısı nedeniyle Allah'ı yanlış tanımakta, Allah'ın büyüklüğünü anlamamaktadırlar. Çünkü eğer anlasalar, Allah'ın dışında, Allah'ın tecellisi olmayan varlıklar olduğunu iddia etmez, Allah'a şirk koşmaktan şiddetle kaçınırlardı.
Her şeyi yaratan, her şeye ve her yere Hakim olan bir Rabbimiz var. Hristiyanlar bu gerçekleri akılcı değerlendirmeli, Allah'ın Yüce Kudretine yaraşır bir din anlayışı benimsemelidirler. Allah gökte, yerde, insanın yaşamını sürdürdüğü, gördüğü, görmediği her yerdedir. Beynimizde yaratılan ve "hayatımız" dediğimiz bütün görüntü Allah'a aittir. Durum böyleyken bir insan nasıl Allah'a ulaşmak için bir vesile gerektiğini iddia edebilir? Bir insan içinden geçirdiği an, Allah onun duasını işitir. Allah'ın bizlere böylesine yakın olması, bütün Hristiyan kardeşlerimizi sevindirmelidir. Samimi Hristiyanlar, maddenin asıl mahiyetini anlamalı, Allah'ın şanını gereği gibi takdir etmeli, böyle mantıksız ve gereksiz izahlara Allah'ın izin vermeyeceğini bilmelidirler.
ceylanlar

Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur, herşeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir. (Furkan Suresi, 2)

Üçleme inancı neden bir tehlikedir?

Bazı Hristiyanların savunduğu üçleme ve üçlü birlik inancı, çok ciddi bir yanılgı, Allah'a ve Hz. İsa (as)'a atılmış büyük bir iftira olmasının yanı sıra aynı zamanda çok ciddi bir tehlikedir. Hristiyanların üçleme inancının getirdiği ve getirebileceği bu tehlikelerin farkında olmaları büyük bir önem taşımaktadır. Bu tehlikelerin bazıları şunlardır:

1. Şirk tehlikesi:

Gerek İncil'e ve Tevrat'a göre, gerekse Kuran'a göre Allah'a ortaklar koşmak "şirk" anlamına gelir. Dolayısıyla samimi Hristiyanlar, üçleme inancı ile farkında olmaksızın Hz. İsa (as)'ı Allah'a ortak koşarak (Allah'ı tenzih ederiz) bu büyük şirk tehlikesinin içine düşmektedirler. Bu şirk tehlikesi, göz ardı edilebilecek bir konu değildir. Yüce Allah Kuran'da bu büyük tehlikeden dolayı neredeyse, "gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp göçecekti" diye buyurmaktadır (Meryem Suresi, 90). Şirk, Allah'ın Katında büyük bir suçtur. Allah Kuran'da bu günahı işleyenlere karşı tehdidini şöyle bildirmektedir:

Gerçekten, Allah, Kendisi'ne şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediğini bağışlar. Kim Allah'a şirk koşarsa, doğrusu büyük bir günahla iftira etmiş olur. (Nisa Suresi, 48)
Allah, İncil'de de Hristiyanlara şirki yasaklamıştır:
Ölümsüz Allah'ın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara, sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler [Allah'ı tenzih ederiz]... Onlar Allah ile ilgili gerçeğin yerine yalanı koydular. Yaradan'ın yerine yaratılana tapıp kulluk ettiler. [Allah'ı tenzih ederiz.] Oysa Allah sonsuza dek övülmeye layıktır... (Pavlus'tan Romalılara Mektup, 1:23-25)
İsa ona şu karşılığı verdi: "'Allah'ın olan Rab'be tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır." (Luka, 4:8)
Üçleme adı altında aslında tek İlah'a taptıklarını; (Allah'ı tenzih ederiz) tek bir varlığın beden, ruh ve bilinç gibi üç farklı yönde tezahür ettiğini iddia eden Hristiyanlar kendilerini bu şirk tehlikesinin dışında saymamalıdırlar. Her şeyin Yaratıcısı olan ve her an bizimle birlikte olan Bir Allah'ı kabul etmek yerine böyle bir karmaşanın içinde yaşamak hak dinden uzaklaşmaktır. Bir Allah'a kalpten bağlanmak yerine üçlü birlik gibi izahlarla putperestlerin batıl dinini hatırlatan farklı bir din uygulanması büyük bir sapmadır. Bu tür izahların ardına sığınarak Tek Allah'a iman ettiğini söyleyenler de çok dikkatli olmalıdırlar. Üçlemeye inanan bir Hristiyan tek Allah'a inanmak istiyor olabilir, kendisini o şekilde de görüyor olabilir ve bu güzel bir şeydir. Fakat üçleme inancı, asla Tek Allah inancı değildir. Bir Hıristiyan kabul etse de etmese de üçleme ile açıkça sözde başka varlıkların da ilahlığına hükmetmekte ve böylelikle şirke girmektedir.
Rabbimiz bir Kuran ayetinde Hristiyanlardan teslis yanılgısı içinde olanları şu hikmetli sözlerle uyarmaktadır:
Ey Kitap Ehli, dininiz konusunda taşkınlık etmeyin, Allah'a karşı gerçek olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu ('OL' kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur. Öyleyse Allah'a ve elçisine inanınız; "üçtür" demeyiniz. (Bundan) kaçının, sizin için hayırlıdır. Allah, ancak bir tek İlah'tır. O, çocuk sahibi olmaktan Yücedir. Göklerde ve yerde her ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. (Nisa Suresi, 171)
2. Emeklerin boşa gitmesi tehlikesi
Üçleme yanılgısı ile samimi Hristiyan kardeşlerimizin karşı karşıya kalacağı en büyük tehlikelerden biri de, Allah adına yaptıklarını iddia ettikleri tüm emeklerin boşa gitmesi ihtimalidir. Hatırlatmaları ve uyarıları dikkate almadan, sırf bu yanılgıdan dolayı şirk içinde yaşayan, bu konuda vicdanına başvurmayan, fakat kendisini doğru yolda zanneden Hristiyanlar için bu çok büyük bir tehlikedir. Böyle bir tehlikenin küçük görülmemesi gerekmektedir. Allah Kuran'da, "çalışmış, boşuna yorulmuş" olanları haber vermiştir (Gaşiye Suresi, 3). Yine bir Kuran ayetinde, "Onların, dünya hayatındaki bütün çabaları boşa gitmişken, kendilerini gerçekte güzel iş yapmakta sanıyorlar" diye belirtilmektedir (Kehf Suresi, 104). Tevrat'ta ise samimi iman edenlerin duaları şöyledir:
"Tanrımız Rab bizden hoşnut kalsın. Ellerimizin emeğini boşa çıkarma. Evet, ellerimizin emeğini boşa çıkarma." (Mezmurlar 90:17).
Dolayısıyla Rabbimiz'in önceden uyardığı gibi ahirette, kendisini doğru yolda zanneden, çalışıp emekleri boşa çıkan insanlar olacaktır. Samimi bir dindarın böyle bir tehlikeyi kendisinden uzak görmemesi, vicdanına başvurması şarttır. Yıllarca üçleme inancının doğru olduğu telkinini almış Hristiyan kardeşlerimizi, Allah, şu anda bu hatırlatma ve uyarılarla vicdani bir muhasebe yapmaya çağırmaktadır.
3. Gizli dinsizlik, münafıklık ve ateizm tehlikesi
Üçleme inancının getirdiği en büyük tehlikelerden bir diğeri ise, bu yanlış inancın gizli dinsizliğe yol açması veya insanları ateizme sürüklemesidir. İncil'i iyi bilen herhangi bir insanın, üçleme inancının mantıksızlığını kavraması elbette ki güç değildir. Aslında Hristiyanların neredeyse tamamı bu gerçeğin farkındadır. Fakat çeşitli tevillerle kendilerini buna inandırmakta veya "inanmazsan dinden çıkarsın" tehdidi nedeniyle birçoğu suskun kalmaktadır.
Bazıları ise içten içe inanmadıkları bu inançtan dolayı dinsizliğe sürüklenmektedir. İşte bu çok büyük bir tehlikedir. Hristiyanlık dininin içinde, üçleme inancının geçersizliğini bildiği halde dindar gibi görünmek zorunda kalan gizli dinsizler bulunmaktadır. Bu batıl inançtan dolayı imanını kaybeden gizli dinsizler, Hristiyanlık içindeki münafıklık tehlikesini oluşturmaktadır. Münafıklar ise, tıpkı Müslümanlık ve Musevilikte olduğu gibi, Hristiyanlık içinde fitne ve ayrılıklara sebep olmak; onları güçsüzleştirmek, ibadetlerden uzaklaştırabilmek için geliştirilen tehlikeli bir topluluk ve batıl inançların kaynağıdırlar.
Bunun yanı sıra, asırlardır gittikçe artan sayıda Hristiyan, akıl ve mantıkla çelişen üçleme inancı nedeniyle, tamamen inkara sapıp ateist olmuştur. Söz konusu ateistler inançsızlıklarının gerekçesi olarak, Hristiyanlığın içindeki çelişki ve zorlama mantıkları öne sürmektedirler. Üçleme yanlısı Hristiyanlar da bu durumun kuşkusuz ki farkındadırlar.
Hıristiyan tebliğini dinleyen kişilerin üçleme konusunda kanaatlerinin gelmemesinin, onları gizli dinsizliğe, münafıklığa veya ateizme sürüklemesi ihtimali elbette bir tehlikedir. Elbette ki bir insan, eğer gerçekten samimi ise, Allah'a kalpten yönelerek en doğrusunu görmeye, anlamaya çabalamak ve vicdanının kendisine gösterdiğini yerine getirmekle yükümlüdür. Fakat yine de bu tehlike hiçbir şekilde görmezden gelinmemelidir.
Üçleme inancının getirdiği dinsizlik tehlikesinin ne kadar büyük fikri ve fiili çatışmalara yol açtığını Hristiyanlık tarihinden de anlamak mümkündür. Bu çatışmalar günümüzde hala devam etmektedir. Hak olan bir inancın böylesine büyük karmaşaların ve fitnelerin kaynağı olabilmesi mümkün değildir. Bazı Hristiyanlar bu büyük tehlikenin çapını şimdiye dek pek fark edememiş olabilirler. İncil'in hükmü diyerek, atalarından gelmiş bir inancı farkında olmaksızın ayakta tutmaya çalışıyor olabilirler. Ancak bu, kesin olarak Allah'ın emrine aykırı bir inançtır. İncil'e akıl ve vicdan gözüyle baktıklarında ve batıl bir inancın getirdiği fitneleri gördüklerinde, bunu çok iyi anlayacaklardır. Dolayısıyla samimi Hristiyanlara çağrımız Allah'a sığınarak, tüm telkinlerden ve Hristiyan dünyasında yerleşmiş yanlış inançlardan arınarak akılcı düşünmeleri ve bu konuda katıksızca vicdanlarıyla karar 
vermeleridir
ceylanlar
Gerçek şu ki, Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.(Meryem Suresi, 36)

Şirk Koşmadan Sadece Allah'a Kulluk Etmek ile İlgili İncil Pasajları

İsa ona şu karşılığı verdi: "'Allah'ın olan Rab'be tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır." (Luka, 4: 8)
İsa onlara şu karşılığı verdi:.. 'Allah'ın olan Rabbe tap, yalnız O'na kulluk et' diye yazılmıştır. (Matta, 4: 10)
... Sevgili kardeşlerim, putperestlikten kaçının. (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 10: 14)
Herkes bizi ne kadar iyi karşıladığınızı anlatıp duruyor. Yaşayan gerçek Allah'a kulluk etmek... üzere putlardan Allah'a nasıl döndüğünüzü anlatıyorlar. (Pavlus'tan Selaniklilere 1. Mektup, 1: 9-10)
[Hz. İsa (as):] "Hiçbir uşak iki efendiye kulluk edemez… Siz hem Allah'a, hem paraya kulluk edemezsiniz [Allah'ı tenzih ederiz]." (Luka, 16: 13)
... İçinizdeki 'ışık' karanlıksa, ne korkunçtur o karanlık! Hiç kimse iki efendiye kulluk edemez. Ya birinden nefret edip öbürünü sever, ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Allah'a, hem de paraya kulluk edemezsiniz. (Matta, 6: 23-24)
... Hâlâ putperest alışkanlıklarının etkisinde kalan bazıları, yedikleri etin puta sunulduğunu düşünüyorlar. Vicdanları zayıf olduğu için lekeleniyor. Yiyecek bizi Allah'a yaklaştırmaz. Yemezsek bir kaybımız olmaz, yersek de bir kazancımız olmaz. (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 8: 7-8)
jesus

Putperestler kurbanlarını Allah'a değil, cinlere sunuyorlar. Cinlerle paydaş olmanızı istemem. Hem Rab'bin, hem cinlerin kasesinden içemezsiniz; hem Rab'bin, hem cinlerin sofrasına ortak olamazsınız. (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 10:20-21)

Putlara sunulan kurban etinin yenmesine gelince, biliyoruz ki, "Dünyada put bir hiçtir" ve "Birden fazla Allah yoktur". (Pavlus'tan Korintlilere 1. Mektup, 8: 4)

Yavrularım, kendinizi putlardan koruyun. (Yuhanna'nın 1. Mektubu, 5: 21)

Geriye kalan insanlar, yani bu belalardan ölmemiş olanlar, kendi elleriyle yaptıkları putlardan dönüp tövbe etmediler. Cinlere ve göremeyen, işitemeyen, yürüyemeyen altın, gümüş, tunç, taş, tahta putlara tapmaktan vazgeçmediler. (Vahiy, 9: 20)






kilise_avlu_bahce






(Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur. Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur. Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar. (Kehf Suresi, 4-5)

Hz. İsa (as)'ın Çarmıha Gerildiği Yanılgısı


Hz. İsa (as)'ın Sözde Çarmıha Gerilişi İddiası ile İlgili Dört İncil'de Yer Alan Çeşitli Çelişkiler

Günümüzdeki haliyle Hristiyanlık, Hz. İsa (as)'ın çarmıha gerildiği ve çarmıhta öldüğü, sonra tekrar dirileceği inancı üzerine kurulmuştur. Oysa bu bilgiler gerçekleri yansıtmamaktadır. Kuran'da da detaylı bir şekilde açıklandığı üzere, Hz. İsa (as) çarmıha gerilmemiş, dolayısıyla öldürülmemiş, henüz hayatta iken göğe yükseltilmiş, ahir zamanda tekrar yeryüzüne geri gönderilmek üzere Allah'ın Katına alınmıştır. Şu anda Hristiyan aleminin Hz. İsa (as)'ın çarmıha gerildiği inancını savunuyor olmasının sebebi, dört İncil'de geçen bazı çelişkili izahlardır. Ancak bu ifadeler, daha önce de değindiğimiz gibi, Hz. İsa (as)'ın Allah Katına alınışından sonra, 3. yüzyılda İncil'e eklenmiş veya yanlış yorumlanmış, kendi aralarında çok ciddi çelişkiler içeren ifadelerdir.

İncil'de Hz. İsa (as)'ın sözde çarmıha gerilişi, hemen önce ve hemen sonrası ile ilgili olaylar 4 kitapta farklılıklar barındırmaktadır. Öncelikle, 4 Kitap'taki bu çelişkili izahları inceleyelim: 

Hz. İsa (as)'ın çarmıha gerilmesi konusu ile ilgili İncil'deki çelişkili ifadeler

Haçı kim taşıdı?

Markos 15:21, Matta 27:32 ve Luka 23:26'da, haçı Sireneli Simun'un taşıdığına dair ifadeler yer almaktadır:
Dışarı çıktıklarında Simun adında Kireneli bir adama rastladılar. İsa'nın çarmıhını ona zorla taşıttılar. (Matta 27:32)
Yuhanna İncili'nde ise, haçı Hz. İsa (as)'ın kendisinin taşıdığı belirtilmektedir:
Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası –İbranice'de Golgota– denilen yere çıktı. (Yuhanna 19:17)

Çarmıha gerilen haydutlar (hırsızlar):

Markos 15:27-28, Matta 27:44, Luka 23:39-42 bölümlerinde, Hz. İsa (as)'ın sözde iki haydut (hırsız) ile birlikte çarmıha gerildiği söylenmektedir. Buradaki çelişki, Romalıların hiçbir zaman hırsızları çarmıha germiyor olmalarıdır.
İsa'yla birlikte, biri sağında öbürü solunda olmak üzere iki haydudu da çarmıha gerdiler. (Markos 15:27-28)
İsa'yla birlikte çarmıha gerilen haydutlar da O'na aynı şekilde hakaret ettiler. (Matta 27:44)

Hz. İsa (as)'ın sözde çarmıha geriliş saati ile ilgili çelişkili bilgiler:

Matta 27:45-46, Luka 23:44-46, Yuhanna 19:14-15 pasajlarında Hz. İsa (as)'ın sözde çarmıha gerilişi ile ilgili olarak saat on iki'den üçe kadar olan bir süre belirtilirken, Markos 15:25'de bu vaktin saat dokuz olduğu belirtilmektedir.
Öğleyin on iki sularında güneş karardı, üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Tapınaktaki perde ortasından yırtıldı. İsa yüksek sesle, "Rabbim, ruhumu ellerine bırakıyorum!" diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi. (Luka 23:44-46)

İsa'yı çarmıha gerdiklerinde saat dokuzdu. (Markos 15:25)

Hz. İsa (as)'ın sözde son sözleri:

kiliseHz. İsa (as)'ın sözde çarmıha gerilişindeki son sözleri ile ilgili de dört İncil'de çelişkili bilgiler bulunmaktadır. Markos 15:34-37 ile Matta 27:46-50 pasajlarında, Hz. İsa (as)'ın şu şekilde seslendiği bildirilir:
Saat üçte İsa yüksek sesle, "Elohi, Elohi, lema şevaktani" yani, "Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?" diye bağırdı. [Allah'ı tenzih ederiz.] (Markos 15:34)
Luka İncilinde ise Hz. İsa (as)'ın sözde son sözleri daha farklı ifade edilmiştir:
İsa yüksek sesle, "Allah'ım, ruhumu ellerine bırakıyorum!" diye seslendi. Bunu söyledikten sonra son nefesini verdi. (Luka 23:46)
Yuhanna İncili'nde ise bu konudaki açıklamalar tamamen farklıdır:
İsa şarabı tadınca, "Tamamlandı!" dedi ve başını eğerek ruhunu teslim etti. (Yuhanna 19:30)

Hz. İsa (as)'ın sözde gömülmesi sırasında deprem olması:

Bu açıklama, Matta İncili'nde geçmektedir:

O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. Bunlar mezarlarından çıkıp İsa'nın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler. (Matta 27:51-53)
Markos, Luka ve Yuhanna İncillerinde ise Hz. İsa (as)'ın sözde gömülüşüne dair çeşitli tarifler yapılmakta, fakat gerçekleşmiş olsa unutulması mümkün olmayacak olan böyle bir deprem olayından hiç bahsedilmemektedir.

Hz. İsa (as)'ın sözde gömülüşünün ardından gelişen olaylar:

Hz. İsa (as)'ın sözde gömülmesinin ardından gerçekleştiği iddia edilen olaylar dört ayrı İncil'de farklı şekilde anlatılmaktadır:
O anda tapınaktaki perde yukarıdan aşağıya yırtılarak ikiye bölündü. Yer sarsıldı, kayalar yarıldı. Mezarlar açıldı, ölmüş olan birçok kutsal kişinin cesetleri dirildi. Bunlar mezarlarından çıkıp İsa'nın dirilişinden sonra kutsal kente girdiler ve birçok kimseye göründüler. (Matta 27:51-53)
Başlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler. Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar. (Markos 16:4-5)
Taşı mezarın girişinden yuvarlanmış buldular. Ama içeri girince İsa'nın cesedini bulamadılar. Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında belirdi. (Luka 24:2-4)
Bunun üzerine Petrus'la öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrus'tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü, ama içeri girmedi. Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsa'nın başına sarılmış olan peşkiri gördü. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu. (Yuhanna 20:3-8)

Hz. İsa (as)'ın sözde çarmıha gerilmeden önce götürüldüğü yetkili makamların farklı olması:

Markos 14:53, Matta 26:57 ve Luka 22:54 İncillerinde Hz. İsa (as)'ın götürüldüğü yetkili makam Başkahin Kayafa olarak geçerken, Yuhanna İncil'inde bu makam Başkahin'in kayınbabası Hanan olarak geçmektedir.
İsa'yı görevli Başkâhine götürdüler. (Markos 14:53)
İsa'yı tutuklayanlar, onu Başkâhin Kayafa'ya götürdüler. (Matta 26:57)
İsa'yı tutukladılar, alıp Başkâhinin evine götürdüler. Petrus onları uzaktan izliyordu. (Luka 22:54)
Onu önce, o yıl Başkâhin olan Kayafa'nın kayınbabası Hanan'a götürdüler. (Yuhanna 18:13)

ceylan
(İsa) Dedi ki: "Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. (Allah) Bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı." (Meryem Suresi, 30)